Pinokyo – Pinocchio

Takip Et:
Pinokyo – Pinocchio
Pinokyo – Pinocchio

Carlo Collodi’nin reel bir çocuk olabilmenin hayalini kuran tahta kuklanın maceralarını anlattığı Pinokyo masalı, senelere alan okuyarak büyükten ufağa herkesin kalbinde sağlam bir yer kazandı ve sinemaya birçok defa adapte edildi. Hayat Hoştur – La vita è bella filmiyle 1999 senesinde Oscar’a layık bakılan Roberto Benigni de 2002 senesinde, hepimizin çocukluğunda yeri olan bu hayalci kuklanın hikâyesini, yönetmenliğini yaptığı ve o zamanlar 40’lı yaşlarının sonlarında olmasına karşın Pinokyo’yu canlandırdığı filmle sinemaya taşıyan adlar arasında yerine geçmişti.
asır Toskana’sında geçen İtalyan yapımı film, Carlo Collodi’nin orijinal hikâyesine en sadık yapım belki de. Ancak geçmiş örneklerinin aksine, hikâyenin dünyası için daha karanlık, sıkıntılı bir atmosfer inşa ediyor. Fukaralık içerisinde, yapyalnız yaşayan marangoz Geppetto, dostu Cherry’den Paolo Graziosi ödünç aldığı sırlı odunu şekillendirerek Pinocchio’yu Federico Ielapiyarattığı an baba oluyor ve melankolik yaşamı tertemiz bir anlam kazanıyor.
Fakat Pinocchio, öteki kuklaları ve dünyayı merak ederek Gepetto’yla birlikte yaşadıkları minik çaplı balondan parçalıyor. Hatta babasının sırtındaki ceketi feda ederek aldığı o kitabı, bahsi geçen kuklaların tiyatro şovunu seyredebilmek için satıyor. Pinocchio’nun verdiği bu son derece yanlış kararı, pek çok başka kusur takip ediyor. Fakat Pinocchio, hiç kuşkusuz en büyük kusuru, neredeyse her zaman karşısına çıkan makûs maksatlı yabancılara her seferinde babasından daha fazla güvendiğinde yapıyor.
Matteo Garrone’nin ve Massimo Ceccherini’nin kısımlara dağılarak anlatılan maceraları iç içe geçirdiği senaryosuyla orijinal öyküye sıkı sıkıya bağlı olan filmde Pinocchio, babası Geppetto’yla yine kavuşana kadar yaşam dersi çıkarabileceği çoğu zaman macera yaşıyor. Karşısına çıkan art hedefli bireyler nedeniyle gerçekten iyi bir çocuk olana dek, muhtelif risklerin odağı hâline geliyor. Özverinin, reel sevginin ve emek vermenin ne demek olduğunu ve bunların kıymetini kavradığında ise nihayet, en büyük hayali reel oluyor.

Pinokyo: Karanlık ve Hakikatçi

Hikâyenin orijinal yapısına bağlı kalmayı seçen Matteo Garrone, Pinocchio’yu anlatmak için Dogman’de de beraber çalıştığı Nikolai Brüel’in etkileyici sinematografisinin desteğiyle karanlık fakat reel bir dünya kuruyor.
Karanlık renkler, aşınmış elbiseler ve hakikatçi görüntülerle kurulan sıkıntılı dünya, Disney’in büyülü değişinden uzak durarak büyük bir Hollywood stüdyosundan çıkacak filmlerin hiçbir zaman anlatamayacağı kadar yaşamın içinden ve otantik bir hikâye sunuyor. Sunulan bu sıkıntılı atmosfer, hikâyeyi çocuklar için travmatik olabilecek hâle getirirken erişkinleri tesir alanına yine sürüklüyor. Bir yandan da Garrone Collodi’nin hikâyesine bağlı kalırken maceraları bir araya akıcı biçimde derliyor.
Kedi Rocco Papaleo ve Tilki Massimo Ceccherini karakterleri bu kere karşımıza insan formunda çıkıyor ve dolandırıcı hâlleri, uyanık tutumlarıyla, insana has makûs davranışları temsil ediyorlar. Bu karakterler, Pinokyo’yu basit yoldan zengin olma fikriyle baştan çıkarıyor ve onu altının toprak altında yetişip arttığı büyülü bir tarla vadediyorlar. Pinokyo da onlara basitçi tasarıları ve uyanık tutumları suratından hemen kanıyor. Bunun gibi örnekler üzerinden, özellikle kaderine mücadele sarf etmeden kısa yoldan hasılat elde etme isteği mevzusunda verilen derslerin bir yere çarptığı darbelerle devamlı olarak yontulan Pinokyo, hak peşine düştüğünde ise hâkim misyonundaki goril Teco Celio ile karşılaşıyor.
Geçmiş örneklere mukayeseyle film, dev salyangoz Maria Pia Timo gibi acayip karakterlerini tüm ayrıntılarıyla en anlaşılabilir ve usta kalıcı hâlleriyle sunarak hikâyenin bu anlamdaki potansiyelini sonuna kadar kullanıyor. Sıkıntılı havasını gözeten reelci görsel niteliği ve orijinal öyküyle kurduğu güçlü bağ ile filmin anlatısı içinde, ilk başta süperegonun etik ve vicdani değerlerinden uzak, en natürel ve en hırçın hâliyle karşımıza çıkan Pinokyo, zamanla dövülüyor.
Fakat hikâye orjinaline yakınlaşıp peri tozundan temizlettikçe, Geppetto’yu git gide daha harap olan bir hâlde sunuyor. Bu surattan da Pinokyo ister istemez hırçınlaşıyor ve sunulan bu basitçi, benmerkezci ve kendini uyanık sanan ana karakterle bağ kurmak izleyici açısından güçleşiyor. Geppetto’yu neredeyse yalnızca ilk ve son yarıda bakıyoruz, ama Benigni’nin galibiyetli performansıyla yaşam verdiği perişan marangoz, Pinokyo’yu mutlu etmeyi ve ona en iyi biçimde bakabilmeyi yaşamının merkezine koyuyor, bu talihte alenen her şeyden vazgeçiyor.
Hikâye reele yakınlaştıkça tüm karakterlerle birlikte, Pinokyo’nun hırçınlık gibi nahoş özellikleri de daha inandırıcı, daha aşikar hâle geliyor. Dolayısıyla tüm öğütlere ve onu şartsızca beğenen insanların yaptığı tüm özverilere, ihtarlarına karşın, her zaman kendi bildiğini okuyan Pinokyo, fevri ve basitçi kararlarını yineledikçe, anlaşılması güç bir çocuğa dönüşüyor ve daha da yabancılaşıyor. Ana karakterle kurulabilen bağdaki bu cılızlık, karakterin tekrar eden kusurlarıyla dolu 125 dakikalık hikâyenin hâlihazırda yavaş kalan akışına destekçi olmuyor.
Aynı zamanda, Pinokyo’nun neredeyse tüm özverilere nankörce yanıt vermesi, Geppetto ile arasında kurulan bağı da yaralıyor. Film, Pinokyo’nun hepimizin mükemmel bildiği, palavra açıkladığında burnunun uzama özelliği üzerine çok fazla gitmeyerek hikâyeyi klişeleşmekten uzak yakalıyor. Ancak bunu yaparken aynı zamanda, Pinocchio’nun “asıl bir çocuk” olma hayalinin üzerine de fazla gitmiyor. Bu davranış, Pinocchio’nun nahoş özelliklerinin, hayallerinin nahifliği ve asıl bir çocuk olma isteğiyle dengelenmesini sınırlıyor ve filmin sonunda yaşananların seyirci üzerinde yarattığı acıklı tesiri eksiltiyor.
Pembe sırçalı gözlükler takılmadan, peri tozu ve sihirin ötesinde bir asıllıkta sunulan anlatı, makyaj teknikleri, görsel efektleri ve sinematografisinin desteğiyle, hikâyeyi daha büyük yaşlardaki bir kitle için de göz akdikeni bir tarzda güncelliyor. Maceralarla dolu filmin asılcı dünyası, duygusal tesirini izleyicisine geçiriyor ve üzerine düşündürmek istediği tüm iletileri tüm sansasyonelliğiyle, yumuşatmadan eriştiriyor. Fakat aynı zamanda sarkan süresi içerisinde ana karakteri hırçın ve basitçi özelliklerini daha apaçık kıldığı için, ana karakteri anlaşılması güç bir hâle sokuyor ve nahoş bir Pinokyo sunuyor.