Mutlaka İzlenmesi Gereken 7 Marcello Mastroianni Performansı

Takip Et:
Mutlaka İzlenmesi Gereken 7 Marcello Mastroianni Performansı
Mutlaka İzlenmesi Gereken 7 Marcello Mastroianni Performansı

Fellini’nin yaşadığı kasvetleri yansıtma şeklidir, onun 1950’lerde Roma’ya baktığı gözlerdir; Antonioni’nin kendini kaybetmiş, bağlantı kopukluğu yaşayan erkek tahlilidir; Scola’nın faşizme karşı verdiği kurbandır; De Sica’nın tipik İtalyan erkeğidir; uzaktan bakıldığında ne kadar basmakalıp gözükürse gözüksün, ne kadar güldürürse güldürsün çağdaş erkeğin buhranını hiç sezdirmeden veren oyuncudur Marcello Mastroianni. Kariyeri süresince İtalyan sinemasının en ehemmiyetli rejisörleriyle çalışmış olsa da dünya sinemasının akılda yaratıcılarının da beraber çalışmayı seçtikleri efsanevi bir addır o.
Bu kısa vakitte, Giovanni ile Lidia arasındaki kırılgan ilişki sanki senelere dağılıyormuşçasına irdelenir filmde. Son yayımlanan kitabıyla beraber elde ettiği popülerliğe rağmen Giovanni’nin, yüzleşmediği sualler ile bu imajın bütün tersi bir görüntü çizmesi ve Lidia’nın; Giovanni’nin aksine bu suallerin üzerine gitmesi üzerinden, karakterlerin parçası oldukları sınıfa ve onların çürümüşlüğüne dair büyük bir bakış sunar rejisör. Altın Ayılı bu şaheserde Marcello Mastroianni; Giovanni karakterinin içinde bulunduğu ruh hâlini, enfes mizansenler ve mekân kullanımından aldığı eforla seyirciye sonuna kadar sirayet ettirmeyi başarır; karakteri bir dönemin ve bir sınıfın devasa bir temsiline dönüştürür sanki.

İtalyan Usulü Boşanma – Divorzio all’italiana 1961

İtalyan Usulü Boşanma, Commedia all’italiana başlığıyla da anılan İtalyan komedilerinin en galibiyetlilerinden biridir ve bu alt cinsin ehemmiyetli rejisörlerinden Pietro Germi’nin imzasını taşır.
Boşanmanın yasak olduğu bir dönemde, genç yeğeniyle evlenmeyi kafasına koyan bir baronun, başta karısından kurtulma mücadeleleri olmak üzere başından geçenleri anlatan İtalyan Usulü Boşanma, En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar heykelciğine uzanmasının yanında Germi’ye En İyi Rejisör, Marcello Mastroianni’ye de En İyi Erkek Oyuncu adaylığı getirmiştir. Bu adaylık ile Mastroianni, bunu yabancı dilde bir filmle başaran ilk erkek oyuncu olma unvanını da kazanmıştır.
Bu yolculuk Fellini’nin sinemasını bir taraftan caddenin diline ve sıradan insanların bir akışa kapılıp giden hayatlarına tesir eder hâlde ilerlerken, bir taraftan da sürrealizmin imkânlarıyla değişik bir dünya ortaya çıkardı. Bakılanın, peşinden gidilen reelliğin tabiatına dair rüyavari söylemlerin üretildiği bu dil, bir bakıma Fellini’nin kariyerini şekillendiren imzası. İşte bu imza, Fellini’nin en şahsi filmi Sekiz Buçuk’ta yaratıcılık krizi sürükleyen bir sinemacının yaşadıklarını sezdirir kendini; ve tabii ki akılda rejisörün alter benliği gibi görünen, Marcello Mastroianni’nin yaşam verdiği Guido karakterinde.
Çalışma saatlerinin uzunluğu nedeniyle günün sonlarına doğru fazlasıyla sezilen bitkinlik ve efordan düşme nedeniyle alana gelen kazalar, emekçilerin artık bu sömürü sistemine bir dur demek istemesine sebebiyet verir. Yaptıkları grevlerde tepkilerini dile getiren emekçileri bir arada yakalamayı başaran birey ise Marcello Mastroianni’nin canlandırdığı Profesör Sinigaglia’dır. Kariyerinin, siyasi güzergahı en ağır basan, en aşikar filmlerinden birinde Mastroianni, espritüel nüanslar kapsayan performansıyla anlatının didaktikleşme tuzağına düşmesinin de önüne geçen faktörlerden birine dönüşür.

Büyük Tıkınma – La grande bouffe 1973

Avrupa sinemasının değeri az öğrenilen rejisörlerinden Marco Ferreri’nin şaheserlerinden Büyük Tıkınma, can verene kadar yemek besinleri büyük ziyafet için bir villada toplanan, burjuva sınıfına üye, orta yaşlı dört erkeğin hikâyesini anlatıyor.
Cannes Film Şenliği’nde FIPRESCI mükâfatına layık bakılan Büyük Tıkınma’nın, seyirciyle buluştuğu ilk dönemde tepki toplarken, sonraki senelerde değerinin anlaşılıp kült filmler arasında yerine geçmesi de bunun bir göstergesi. Film Avrupa sinemasının dört büyük oyuncusunu; Michel Piccoli, Philippe Noiret, Ugo Tognazzi ve tabii Marcello Mastroianni’yi bir araya getirmesiyle da noktaya değinir. Filmin merkezindeki dörtlüden birine yaşam veren Mastroianni, son derece itici bir erkeği de yeniden her zamanki inandırıcılıkla canlandırır.

Özel Bir Gün – Una giornata particolare 1977

İtalyan rejisör Ettore Scola’nın en öğrenilen filmi olduğunu açıklayabileceğimiz Altın Küre ödüllü, iki efsanevi oyuncu Sophia Loren ve Marcello Mastroianni’yi bir defa daha buluşturan Özel Bir Gün, faşizmin gündelik yaşama sirayet edişini en tesirli biçimde gösteren filmlerin başında kazanç netlikle.
Ama bu topluluğa değişik nedenlerle de olsa katılmayan iki şahsa odaklanır film: Loren’in canlandırdığı muhafazakâr bir ev bayanı Antonietta ve Mastroianni’nin yaşam verdiği serbestlikçi, eşcinsel bir radyocu Gabrielle. İlk başta ters kutuplarda görünen bu karakterlerin arasında sıkı bir arkadaşlık filizlenişi olabilecek en kibar biçimde anlatılırken Mastroianni, kariyer performanslarından birine imza atar.

Üç Yaşam ve Tek Bir Vefat – Trois vies et une seule mort 1996

Mateo Strano, Georges Vickers, Butler, Luc Allamand… Marcello Mastroianni, yaşamını kaybetmeden evvel rol aldığı sondan bir evvelki film olan Üç Yaşam ve Tek Bir Vefat’de bu dört karakteri birden canlandırmıştı.
Bu “güç” filmin enfes bir sinema tecrübesine dönüşmesinde veda filmlerinden birinde yeniden şahaneler yaratan Mastroianni’nin büyük bir katkısı var.

.