Kültür ve Sanat

Mickey ve Ayı – Mickey and the Bear

The Knick, Barry, Bull gibi yapımlarda rol alan ve bugüne kadar daha çok oyuncu kimliğiyle tanınan Annabelle Attanasio’nun ilk uzun metrajlısı olan Mickey ve Ayı – Mickey and the Bear, daha çok oyunculuk performanslarıyla uslarda yer edecek bir film. Nitekim film dünya prömiyerini South by Southwest’te yaptıktan sonra gelen ilk yorumlar da genelde oyunculuk performanslarına odaklanıyor, başrollerdeki Camila Morrone ve James Badge Dale’dan methiyeyle söz ediyordu.
Mickey ve Ayı’ya yönelik methiyelerin daha çok başrol oyuncularında toplanmasının nedeni bu oyuncuların gerçekten iyi bir iş ortaya koyması kadar, toplamına bakıldığında filmin bu performansların etkileyiciliğine ayak uyduramamasıyla da ilgili gerçeğinde.

Attanasio’nun aynı zamanda senaryosunu da kaleme aldığı film, Montana’nın dağlık bölgesindeki küçük bir kasabada babasıyla beraber yaşayan 17 yaşındaki Mickey’ye odaklanıyor. Mickey’nin babasını polis karakolundan almaya gittiği, bunun artık herkes için banalleşmiş bir gidişat olduğunu fark ettiğimiz açılış sahnesiyle film, daha en baştan bunun alışıldık bir baba-kız ilişkisi olmadığını gösteriyor.
Felluce Muharebesi’ne katılmış daha önceki bir asker olan Hank, Irak ve Afganistan savaşlarında bulunmuş çoğu zaman Amerikan askerini etkileyen travma sonrası stres bozukluğundan PTSD muzdarip. Üstelik savaş sırasında zarar baktığı anlaşılan bacağı için kullandığı sızı kesici kalitesindeki uyuşturucu ilaçlara bağımlı hâle gelmiş ve ayrıca sık sık ayyaş olup vaka çıkarmak da onun için rutininin bir parçası artık. Annesi bir süre evvel kanserden yaşamını kaybettiği için, savaştan döndükten sonra bir cinsli derlenemeyen Hank’e göz kulak olma misyonu Mickey’ye kalmış vaziyette.
Attanasio, ikisi arasında kurduğu bu enerjikle, eş büyüme hikâyelerinde baktığımız ebeveyn-çocuk ilişkilerini ters surat ediyor. Bu defa başkaldırı eden, başına bela açan Hank, bu süreçte ona göz kulak olma mesullüğünü üstlenen ise Mickey oluyor.

Mickey ve Ayı: Gitmekle Kalmak Arasında

Liseden mezun olmak üzere olan Mickey, gizeme yaşamının geri kalanında ne yapacağına karar vermeye geldiğinde kendisini bir yol ayrımında tespit ediyor. Müracaat Ettiği San Diego Üniversitesi’ne kabul edilip bu kasabadan ve içinde olduğu bu sefil hâlden kurtulmanın hayalini kuruyor olsa da intihar etmesinden korktuğu babasını yalnız bırakmak da istemiyor.
Mickey’nin o güne kadar beraber olduğu erkek dostu Aron Ben Rosenfield, her güzergahıyla bu kasabada kaldığı takdirde Mickey’yi bekleyen yaşamın bir yansıması. Aron ile olduğu anlarda Mickey’yi, eş ufak kasabalarda yaşayan pek çok genç bayan gibi -ki hamile olduğunu bildiğimiz dostu da bunun bir örneği gerçeğinde- burada kalıp, lisedeki erkek dostuyla evlenip ebeveynlerininkinden çok da değişik olmayan bir yaşam sürerken hayal etmek olası.
Aron ile beraber olduğu anlar, bu kasabada kaldığı takdirde Mickey’i nasıl bir yaşamın gözlediğini gösterirken, Wyatt ile geçirdiği anlar ise bu yaşamı geride bıraktığı takdirde sahip olabileceklerinden bir kesit olarak karşımıza çıkıyor.

Mickey, Wyatt’ın da tesiriyle bu yaşamı geride bırakıp kendi yolunu çizme görüşü üzerinde durmaya başladığında bunu fark eden babası, yalnız kalma fobisinin tesiriyle manipülasyon ve istismar dozunu artırıyor.
Zira Hank’in Mickey’ye karşı tutumları gitgide istismar ebadına erişirken, bu gidişattan Hank’i mi yoksa onu bu hâle getiren savaşı mı mesul yakalamamız gerektiği sualine net bir yanıt verilmemesi karaktere dair bir meçhullük yaratıyor. Mickey ve Ayı gibi kayda değer karakter rakamının bir elin parmaklarını geçmediği bir filmde iki ana karakterden birinin reel doğasının bilinmeyen olması, senaryo tarafında büyük bir beceriksizliğe işaret ediyor. Bu eksiliğin, Hank’in savaşa gitmeden evvel nasıl biri olduğu ve karakterinin ne miktarda değiştiği bütün olarak açıklanmadığı için ortaya çıktığını açıklayabiliriz.
Filmin son anlarında Hank’in pişmanlığını dile getirip özür dilediği sahne daha öncekinden böyle biri olmadığına işaret etse de bu hem azıcık geç kalmış bir açıklama oluyor hem de Hank’in hemen sonrasında daha önceki eşi varsayıp kızıyla beraber olmaya çalışmasıyla tesirini yitiriyor.

Son olarak filmin final sahnesine de bir parantez açmamız gerekiyor. Zira Attanasio gerek oyuncu yönetimi, gerek duygusal olarak eforlu bir anlatı kurmasıyla umut vadettiği bir ilk filme imza atmış olsa da görsel olarak izleyicide iz bırakacak iyi fikirler tespit etme mevzusundaki yetersizliği final sahnesinde kendisini alenen gösteriyor.
Bir karakterin yaşadığı mutasyonu, zincirlerinden kurtulmasını sergilemek için kamera hareketlerinde ya da kurgunun temposunda farklılığa gitmek iyi netice verebilen bir kullanım olsa da Attanasio’nun buradaki seçimi ilk akla gelecek fikrin ötesine geçmiyor.

Günün sonunda bu yanılgılarına karşın Mickey ve Ayı’nın etkileyici bir ilk film olmasını sağlayan oyuncu performansları oluyor. Attanasio, bu performanslardan efor alarak, Montana’nın bu dağlık kasabasında, son derece reel bir dünya ve bir o kadar reel karakterler yaratmayı başarıyor.

.

İlgili Haberler

Başa dön tuşu