Kuş Dili – Bird Talk

Takip Et:
Kuş Dili – Bird Talk
Kuş Dili – Bird Talk

1981 yılında yönetmen Andrzej Żuławski, Saplantı – Possession filmiyle tüm insanlığa atlatılması imkânsız bir kabus armağan etti (!) Ülkesinde pek çok kez sansür engeliyle karşılaşan yönetmen, son filmi Kosmos – Cosmos’u tamamladıktan sonra, 2016 yılında kansere yenik düşerek vefat etti. Kariyeri boyunca eşsiz bir kabus evreni inşa eden Żuławski’nin tamamladığı son senaryo olan Kuş Dili – Mowa ptaków filme dönüştürme işi ise oğlu Xawery Żuławski’ye kaldı.

Xawery Żuławski (Snow White and Russian Red – Wojna polsko-ruska), kendisine miras kalan bu senaryoyu, babasının ruhunu hissettirerek sinemaya perdesine taşıyor. Bu süreçte babasının özel hayatındaki hâllerini de izleyicisine gösteriyor. Böylece Kuş Dili, kültleşmiş filmlerin yönetmeni Żuławski’nin varlığını yaşatırken, aynı zamanda aralarındaki baba-oğul ilişkisiyle ilgili de fikir veriyor. Sevilla Film Festivali’nde gösterilen film, Polonya’nın politik ikliminin problematik yönlerini, özellikle sinematografisi sayesinde çarpıcı ve alışılmadık yollarla sunarken, bu iklimde hayatlarını sürdüren altı farklı karakterin hikâyesini anlatıyor. Hikâye ayrıldığı bölümlerde, bu karakterlerden bazılarını merkezine alıp kendi bakış açılarından, birbirlerinden bağımsız geçirdikleri vakitlerinden kesitler sunuyor. Bütün karakterlerin hayatın akışı içerisinde savrulduğu filmde, tarihinde komünizm ve demokrasinin sürtüşmesi gibi detaylarda barındıran Polonya’nın politik iklimindeki zıtlıklardan doğan fikirsel çatışmaların sıradan insanların günlük hayatları üzerindeki etkisine şahit oluyoruz. Aynı zamanda Andrzej Żuławski’yi anıyor, Polonya sinemasının en önemli isimlerinden olan yönetmenin kariyerinde kısa bir gezintiye çıkıyoruz.

Kuş Dili: Değişik Karakterler Geçiti

Anlatısını on dörde yakın farklı bölüme hızlı geçişlerle bölen film, tarihçi (Sebastian Pawlak) ve yazar Marian (Sebastian Fabijański) ile başlıyor. Tarihçi, daha sakin ve savunmasız bir tavır takınarak öğrencileri tarafından sistematik olarak zorbalığa uğruyor, sınıfın oyuncağı hâline gelerek çocuklar üzerindeki tüm otoritesini yitiriyor. Polonya’nın aşırı milliyetçi kesimini temsil eden çocukların “Yahudi!” çığlıkları eşliğinde eziyet görüyor. Bu anlarda sağcı politikaların etkisini arttırdığı Polonya’nın anılmayı özellikle tercih etmeyeceği, uluslararası platformlarda daha geri planda tutulmak istenen gerçek yüzünü ortaya seriliyor. Bu tercihiyle film, hem Andrzej Żuławski’nin asi ruhunu yaşatıyor hem de atmosferini realist bir çerçeveye yerleştiriyor. Fakat bunu yaparken, ağır diyaloglar eşliğinden devam eden hikâye örgüsünü açıklamadığı için, bölümleri arasında atlarken yabancı izleyiciyi unutuyor. Karmaşık hikâye yapısına ve farklı karakterlerine sahip Kuş Dili’nin zaten genel olarak izleyicisine ulaşmak konusunda önemli bir kaygısı bulunmuyor. Bu kaygısızlık tarihçiden sonra, yazarın dünyasına daldığımızda da değişmiyor. İşini artık aktif bir şekilde yapmayan yönetmen bir babanın oğlu olan Marian, yaşadığı evi cüzzam hastası piyanist Józef (Eryk Kulm Jr.) ve Józef ‘in romantik partneri Ania (Jasmina Polak), yani bölümler arasında “temizlikçi” ya da “yetim” diye de hitap edilen genç kadın ile paylaşıyor.

Marian, kavga çıkan sınıfın öğrencilerinden film çekme hayali kuran genç Ala (Katarzyna Chojnacka) tarafından takip ediliyor ve bu sırada bir bacağı sendeleyen çiçekçi Maria’yla (Zaneta Palica) tanışıyor. Bu karakterleri ekipleştirmek üzere bir araya topladığında ise nihayet zirve noktasına ulaşıyor. Cüzzam hastalığı sebebiyle çürümeye yüz tutan Józef’in, faşist anlayışların Polonya’yı çürütmesine benzemesi gibi karakterlerdeki neredeyse her kusur yönetmenin altını çizmek istediği çarpıklıklara dair unsurlardan bazılarını sembolize ediyor. Entelektüellerin anlaşılmaz monologları arasında film, Ania’nın çalıştığı evin sahipleri üzerinden gösteriş meraklısı elit kesimi de taşlıyor. Böylece Andrzej Żuławski’nin kaleminden çıkan son senaryonun oğlu tarafından filmle çekilmesiyle yapılan yapılan bu 138 dakikalık anma töreni son buluyor. Film, Żuławski’yi anma, değişik karakterleri tanıtma, Polonya’nın güncel atmosferini yansıtma ve kendisine özgü hicivsel mizah yakalama konularında sağladığı başarıyı akıcılık konusunda yakalayamıyor. Andrzej J. Jaroszewicz’nin (Gümüş Küre – On the Silver Globe) sinematografisi ile farkını ortaya koyan Kuş Dili, karakterlerinin hiçbirini anlaşılabilir ve bağ kurulabilir kılmıyor. Filmin akıcılığına büyük darbe indirilen bu noktada Andrzej Żuławski’nin yönetmen koltuğundaki eksikliği hissediliyor. Zira film, görüntüyü aniden bir telefon ekranına taşıdığında veya birden tüm renkleri negatife döndürdüğünde olduğu gibi farklı hamleler yaparak değişik, hatta psikodelik bir tecrübe sunuyor. Ama usta yönetmenin izleyicisine yarattığı kabus evreninin tüm travmatik yapısına rağmen içerisine çekilmekten başka bir seçenek tanımayan kavrayış hissiyatını yaratamıyor. Kuş Dili, faşizmin karşısında durmayı hedefleyen ve Żuławski’nin filmografisine saygı duyan ama herkese ulaşamayacak bir film olarak akılda kalıyor.

.