BESTEMSU ÖZDEMİR BİLİNMEYENLERİNİ ANLATTI

0

Yeni Asır’da yer alan habere göre ‘Kara Para Aşk’ dizisinin ‘Nilüfer’i Bestemsu Özdemir, ekranda zarafeti ve güzelliğiyle dikkat çekiyor. 1991 doğumlu oyuncu, her zaman doğallıktan yana olduğunu söylüyor. Genç oyuncu; haksızlığa, setteki diğer çalışanlara kötü davranılmasına dayanamadığı, kimseden hizmet beklemediği ve hiyerarşi sistemine göre davranmadığını söylüyor. Bu yüzden de ‘Kara Para Aşk’ setindeki ortamdan çok memnun. Ama her güzel şey gibi bu da bitecek; zaten bitmeli ki yenisi gelsin.

Hayranlarıyla arası ise çok iyi, “Onlar sayesinde biz bir yerlere geliyoruz; onların bize değil, bizim onlara minnet borcumuz var. Sevenlerine kaba davranan oyuncuları anlamam mümkün değil” diyor.

İSPANYOL KADINI GİBİ

Özdemir; yanık teni, incecik fiziği, kemikli yüz yapısı ile yarı İspanyol, yarı İngiliz güzelliğine sahip. Onda üç ünlü kadının siması var: Penelope Cruz, Salma Hayek ve Keira Knightley. Genç oyuncu, Pedro Almodovar filmlerindeki deli dolu İspanyol kadınları hatırlatıyor. Bir söylüyor, bin kahkaha atıyor. Rock’n roll stili, kulağındaki çok sayıda küpe, parmaklarındaki yüzükler, nereye giderse gitsin giydiği dolgu tabanlı, disko-retro stil ayakkabıları ve kendisiyle özdeşleşen İspanyol paçalı pantolonları ile dikkat çekiyor hemen. Göbeğini açıkta bırakan tişört ve jean’leri ile Madrid’te doğup büyümüş, has ve öz bir İspanyol kadını gibi duruyor.

Oyunculuk dışında heykel ve resim yapıyor. Mimar Sinan Üniversitesi’nde mücevher tasarımı okumak üzere sınavlara hazırlanıp çizim dersleri alırken geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle okula pek gidememiş. Daha sonra Mahir Güven’in atölyesine gidip kendini karakalem ve yağlı boya çalışmalara adamış. İstediği bölüm tam da o yıl kapanınca, 1.5 ay gibi rekor bir süre içinde portfolyo hazırlayarak İstanbul Teknik Üniversitesi Moda Tasarım Bölümü’ne ikincilikle girmiş. Bu süreçte de resme duyduğu ilgi hiç azalmazken, yanına bir de heykel eklenmiş.

HEM İTALYA HEM TÜRKİYE

En büyük hayali; biri İtalya’nın Toskana bölgesinde, diğeri Türkiye’de olmak üzere bahçesinde heykel/resim atölyesi olan evlerinin olması. Bölümünün yarısını İstanbul’da, kalan yarısını Fashion Institute of Technology New York’ta okuduğu için dizilerden bulduğu ilk fırsatta New York’a gidip okulunu tamamlayacak, tabii gitmişken oyunculuk eğitimi de alacak.

Bestemsu Özdemir, günlük yaşamda asla ama asla makyaj yapmıyor. Saçını hiç boyatmamış.

Sonuna kadar doğallıktan yana ama “Bunu bakımsızlıkla karıştırmamak lazım” diyor.

Vazgeçemediklerini ise şöyle anlatıyor: “Bakımım her zaman yerindedir. Daima topuklu ayakkabı giyerim, nereye gidersem gideyim… Anatomik olarak buna o kadar alışmışım ki, spor ayakkabı ya da babet giydiğimde takılıp düşüyorum.”

‘ÇOK KOLAY BÜYÜMEDİM’

Özdemir, 1991 doğumlu ama yaşının çok ötesinde bir olgunluğu ve muhakeme gücü var. Çocukluk yıllarında hayatın hem iyi, hem kötü halini iç içe deneyimlemiş olmasının bunda payı büyük. O günleri şöyle anlatıyor: “Çok kolay büyümedim. Annemle babam ben 2 yaşındayken boşandı. Dört sene kadar mecburi sebeplerden ötürü Ankara’da anneannemde kaldım. Benden bir yaş küçük erkek kardeşimse babaannemlerle yaşamaya başladı. Annemi ayda bir kez görebiliyordum, her geldiğinde yastığıma parfümünü sıkar, ‘Bu koku kaybolmadan geri geleceğim’ derdi, tam da o zamanlarda yine gelirdi. Çok güçlü, inanılmaz bir kadındır annem, idolümdür. Bizi büyütmek için kendi ayakları üzerinde durması gerektiğinde önce emlakçılıkla başlamış işe. O sırada Serdar Hotiç ile tanışmış ve yola Hotiç mağazalarında çalışarak devam etmiş. Bugün ise bir ayakkabı/çanta tasarımcısı ve koleksiyon hazırlayan bir kadın. Kendi şirketi vardı. 16 senedir bana sahiden babalık yapan üvey babam Rober ile birlikteler, hatta geçen ay düğünlerini yaptık. Düğünden sonra Fethiye’ye taşındılar. Ben de bu yaz vaktim olursa tatilimi yanlarında yapacağım.”

GENLERİM DÜZGÜN

Öz babasını yedi sene önce kaybettmiş genç oyuncu. Babasıyla ilgili şöyle diyor: “Kimi insan anne-baba olmak için uygun değildir; babam da öyleydi. Anneme hep, ‘Çok teşekkür ederim, genleri düzgün bir adamdan dünyaya getirmişsin bizi’ derim. Zekası yerinde, kendini geliştirmeye meraklı bir adamdı. 38 yaşında kalp krizi geçirip uykusunda vefat etti. Ama tesellim şu ki; dolu dolu yaşadı.” Çocukluk yıllarında annesiyle olan ilişkisini ise şöyle anlatıyor: “Annem tek başına verdiği mücadeleyle beni hep en iyi okullarda okuttu. Ortaokul ve liseyi Saint Benoit’da okudum. Hiçbir zaman şımarık biri olmadım; okulumdaki çok varlıklı kişilerin çocuklarına öykünmedim. Elimizdekilerin kıymetini bilirdik. Annem her şeyi benimle konuşup yapardı. Beni sürekli yetişkin insan yerine koyardı. ‘Sana bu hafta Barbie mi alayım, dışarıda balık mı yiyelim?’ diye sorardı. Bir kez bunu, bir kez diğerini seçerdim. Annemden yaratıcılığımı kullanmayı öğrendim.” 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here